Thanks for visiting

Perşembe, Ağustos 21, 2008

Be careful what you wish for, you may get it.!


Aslında başlıkda dediğim gibi, sevdiğim bir sözdür de. Başarmak veyahut olabilme ihtimalini yüksek tutmak için bazı şeylere dikkat etmeliyiz. Özünde insanı zorlayan, zora sokan durumlar ile karşılaşılsa da, ihtimaller üzerinden tahminler yürütmek de bir yere kadar. Madem ki istiyoruz, bunun sonucunda sevinmek, hoplamak, zıplamak istiyoruz, o zaman gerçeklerin başlamasına yakın noktalarda hayallere bir son vermeliyiz ya da en basitinden olmayacaksa da olmasın demesini bilmeliyiz. Hırsımızın kurbanı olmamalıyız açıkcası.
Kaybettiğimiz değerlerin ne kadar farkındayız diye düşünmeliyiz. Nelerdi ki bizim kaybettiklerimiz, değer verdiklerimiz, kaybederken umursamadıklarımız? Peki neden hep sonradan farkına varışlarımız. Kendi doğamızda mı var bu yoksa biz mi biraz enayiyiz. Giden gidiyor sonuçta ne geri dönüşü oluyor ne de eskiden kalma tatlı bir huzuru artık içimizde, açıkcası gün geçtikçe biz istemesek de yok oluyor, yavaş yavaş eritiyor kendini. Biz ise hep sonradan farkına varıyoruz.
Gün geliyor yeni şeyler istiyoruz, bir şarkıyla hayaller kuruyor, sınırlı olmayan zamanda soyut bir hayat yaşatıyoruz kendimize kaybettiklerimizi kullanarak. 'Ah salak kafam' diyoruz, olmadık zamanda olmadık hareketler yapıyoruz ve kaybettiğimizi o an hiç umursamasak da, bize koymasa da, geçici bir avuntu bulsak da, kaybeden gene biz oluyoruz. Gene hep sonradan farkına varıyoruz...

Duygular bizleri bir nevi hayata bağlayan, hissettiklerimiz ve varoluş sebebimiz aslında topraktan; lakin yaşama dair sulak bir bölgede bile değiliz. Kimi zaman yeller esse de, kimi zaman sağanak yağmur yağsa da elbet kuraklığı çekeceğimizi hiç düşünmüyoruz. Varolan ile idare ediyoruz yavaştan, önümüzü bile göremiyoruz. Sonraları hep çırpınışlarla geçiyor, geri dönüşleri olmuyor maalesef, bir kaç dize beliriyor gözlerimizin önünde sanki bir adım yakından duyarcasına kaybettiklerimizden,

'istersen hiç başlamasın
söz verelim kendimize.'

...

21-08-2008

Salı, Ağustos 12, 2008

Altlardan maltlardan

Bakıldığında blog'a uzun bir ara vermiş gibi görünüyorum lakin çoğu zaman aklıma geliyor ve bir şeyler karalamak için bilgisayarın başına geçsem de birden duraksıyorum. Ne yazacağımla ilgili tekrar düşünüyorum, varolanlar birden uçuyor, saniye dakika derken, bir pencereden diğerine geçerken saat veya saatler bile geçmiş oluyor. Uzun zaman alıyor açıkcası.

Geçtiğimiz sene, bir Cuma günü akşamı araba ile toplamda 5 kişi olaraktan gene bir halı saha maçına giderken sevdiğim arkadaşım Umut'un konuşulanları kayıt ettiği ve o kaydın da bilgisayarımda kayıtlı olduğu aklıma geldi bir kaç saat evvel. Başlıkda da oradan esinlendim zaten.
Bir kavga sonrası zor duruma düşen abilerimizin anlattığı olayda, kendileri karşı taraf iyice kalabalık olunca otoparktan arabayı zar zor çıkartıp, altlardan maltlardan anca kaçtık deyişleri aklıma geldi. Aslında o cümle aynen şöyledi '' altlardan maltlardan..biz geberiyoduk amına koyim''

Biraz tebessüm oldu yüzümde durduk yere, etrafıma bakındım ve o 10 dakikalık kaydı açıp baştan sona dinledim, çoğu yeri zaten kırdı geçirdi resmen beni. Hoş da oldu hani, akşam akşam neşem biraz yerine geldi. Dün de 1'e 70 bahis tutunca, e haliyle cebim de biraz para görünce gün daha da güzel oldu desem yalan olmaz.

Şimdilerde işlerin yoğunluğu ve Ağustos 27'deki geçireceğim küçük denli operasyon bir yana, üniversite sonuçlarının açıklanmasını bekliyorum. Dandirik bir halim var umutsuz bekleyişimle birlikte, tatmin edecek bir sonuç çıkacağını sanmıyorum ama hala nedensizce hevesli bir şekilde gün sayıyorum.

Neyse bakarsınız altlardan maltlardan çıkar bir şeyler.. Biraz tebessüm hani, fena da olmaz değil mi.

12-08-2008 no'lu
Geri dönüşüm kutusu