
Aslında başlıkda dediğim gibi, sevdiğim bir sözdür de. Başarmak veyahut olabilme ihtimalini yüksek tutmak için bazı şeylere dikkat etmeliyiz. Özünde insanı zorlayan, zora sokan durumlar ile karşılaşılsa da, ihtimaller üzerinden tahminler yürütmek de bir yere kadar. Madem ki istiyoruz, bunun sonucunda sevinmek, hoplamak, zıplamak istiyoruz, o zaman gerçeklerin başlamasına yakın noktalarda hayallere bir son vermeliyiz ya da en basitinden olmayacaksa da olmasın demesini bilmeliyiz. Hırsımızın kurbanı olmamalıyız açıkcası.
Kaybettiğimiz değerlerin ne kadar farkındayız diye düşünmeliyiz. Nelerdi ki bizim kaybettiklerimiz, değer verdiklerimiz, kaybederken umursamadıklarımız? Peki neden hep sonradan farkına varışlarımız. Kendi doğamızda mı var bu yoksa biz mi biraz enayiyiz. Giden gidiyor sonuçta ne geri dönüşü oluyor ne de eskiden kalma tatlı bir huzuru artık içimizde, açıkcası gün geçtikçe biz istemesek de yok oluyor, yavaş yavaş eritiyor kendini. Biz ise hep sonradan farkına varıyoruz.
Gün geliyor yeni şeyler istiyoruz, bir şarkıyla hayaller kuruyor, sınırlı olmayan zamanda soyut bir hayat yaşatıyoruz kendimize kaybettiklerimizi kullanarak. 'Ah salak kafam' diyoruz, olmadık zamanda olmadık hareketler yapıyoruz ve kaybettiğimizi o an hiç umursamasak da, bize koymasa da, geçici bir avuntu bulsak da, kaybeden gene biz oluyoruz. Gene hep sonradan farkına varıyoruz...
Duygular bizleri bir nevi hayata bağlayan, hissettiklerimiz ve varoluş sebebimiz aslında topraktan; lakin yaşama dair sulak bir bölgede bile değiliz. Kimi zaman yeller esse de, kimi zaman sağanak yağmur yağsa da elbet kuraklığı çekeceğimizi hiç düşünmüyoruz. Varolan ile idare ediyoruz yavaştan, önümüzü bile göremiyoruz. Sonraları hep çırpınışlarla geçiyor, geri dönüşleri olmuyor maalesef, bir kaç dize beliriyor gözlerimizin önünde sanki bir adım yakından duyarcasına kaybettiklerimizden,
'istersen hiç başlamasın
söz verelim kendimize.'
...
21-08-2008