Thanks for visiting

Pazar, Kasım 03, 2019

Let it be..

Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir iz,
Ve göz gözü görmez, bir sis değildik biz...

Lise yıllarında çok şahsına münhasır bir müzik öğretmenimiz vardı, sabahları bir kaşarlı tost ve bir bardak çayı derse başlarken tüketir, bir yandan da bizlere "size bu sene yabancı eserler öğreteceğim" derdi ve biz her müzik dersinin başında olduğu gibi yine eş zamanlı olarak bu sözlerin ardından öğretmenimizin direktifiyle "mamamamamamama" "mimimimimimi"ler ile seslerimizi açmaya başlardık. Sanırım yabancı eserleri söylemeye başlamak için bu şarttı hem de her hafta -her hafta yabancı bir eser öğrenemesek de-.

Şimdilerde o meşhur alıntıyı yapmaya çok yakın bir yaşa erişmiş, evli ve çocuklu bir adam olarak hala lise yıllarımı özlerim. Aksini iddia eden herkes ile bahse girerim ki, eğer bütün okul dönemlerini okuma şansına erişmiş kişilerle bir anket yapsalar, kesinlikle en özlenilen ve sevilen dönem lise yılları çıkacaktır. Geriye baktığımda ne kadar "naaptım lan ben" dediğim şey varsa hepsini o dönem ve hemen sonrasında yapmışım. Kanın kaynaması dedikleri bu olsa gerek.

Bahsettiğim dönemde yaptığım en güzel hareketlerden biri de aşık olup Ankara'ya gelmekti. Hala derinlerde izi, tatlı bir hüznü var. Anıları hala taze, heyecanlı ve çocuksu. Lakin güzel.

İnsan bir kere sever derler, yalan. Milyarlarcası arasında birine tutuklu kalmak kadar hayata ve kendine ihanet edebilecek kadar sığ olunmamalı.

Eskiden yani bundan bir 10 11 sene evvel bu blogu doldurmaya başladığımda çok küfür eder ve her yazıyı bir şiir mısrasıyla, bir şarkıyla kapatırdım. Artık küfür etmeyi yazı yazarken çok sevmiyorum, bizatihi gerçek zamanlı dilden çıkımı daha hoş, yazıda eski tadı kalmadı. O yüzden yine bir şarkı ile bitirelim; her ne kadar bu yazı gayet başlık ve konu bağlamından uzak ve bir deneme tarzına yakın bile durmasa da, maksat satırların çoğalması olsun.

Ahhh afedersiniz, bu kez şiir ya da şarkı ile bitirmedim, zira başladım...

- Jose

Cuma, Nisan 12, 2019

Nerede Kalmıştık?

En son yazımın ardından 10+ sene geçmiş. Belki yıllarca unutmuş ve bu anı havuzundan uzak kalmıştım ancak ara ara anımsadığımda girip bakar ve rastgele bir etiken seçip, karşıma çıkan yazıyıp okuyup sayfayı kapatırdım. Bir ara tekrar yazasım gelmiş ve yerimde duramaz olmuştum, buradaki komiklikler ve kendi -10 yaş halim öyle hoşuma gitmişti ki, siteye giriş yapıp bir şeyler karalamalıydım, saçmalamalıydım ancak olmadı, ne hesabımın adını ne şifreyi ne gizli soruyu hiç bir şeyi anımsamıyordum. Taa ki düne kadar. Hani "Av Mevsimi'nde inceden söylemişti "işaretleri takip et" diye, biraz da böyle oldu galiba diyelim.

Yıllar sonra evde atıl duran, buraya nazaran daha sık doldurduğum günlüğümün yerini unutmuş ve şu sıralar her ne kadar çaktırmasam da içimde kora dönen ateşi nasıl söndüreceğimi düşünürken, birden buraya giriş yapabildiğimi farkettim. George Carlin sağolsun.

Bu arada birkaç bir şey daha, O, hala aynı...

Hayat bazen güzel ama çoğu zaman da güzele yakın. Manen bir sınav dersin adına ve de kadercilik yaparsın ya da en görünür yerinden tutar meydan okursun. Kim bilir, belki her şey uzuun uzuuun yıllar öncesindeki gibi bir buluşmaya kadar gider, neden olmasın. Bir sıcak çayın hiç mi tadına bakılmaz karşılıklı, ya gözler?

Ne demişti üstad o son nefesinde, "be careful what you wish for, you may get it".

Hürmetler,
jose