Gemide filminin en öldürücü sahnelerinden biriydi. Boksörün gazı, Kamil'in hevesi ve kafası 1500 olan kaptanın onayıyla hatunu gemiye almalarıyla başlamıştı aslında her şey. Hatunu ellerinden aldıkları herifleri tepelemeleri ve kaptanın adama betonla girip herifin kafayı yarması da cabası. Lakin kaptan ertesi gün kendine gelir gibi olmuş, hatta kafasının içinde sikişen filler işini bitirince, olan biteni de hatırlamıştı. Neyse, o sahne gelmişti, çatmıştı. Romen hayat kadınını tokmaklama peşindeki Ali ve boksör, işlerini bitirip hatunu denizin dibine yollayacaklardı ki, kaptana yakalandılar.
Tam da bu sahne ertesi söylenen ilk söz, ilk soru, ilk kelamdı başlıktaki. Sanki her şey kaptandan bi haber gelişmiş gibi. Oysa ki öyle değildi. Olamazdı. Kaptan bile şüpheliydi aslında kendisinin de hatunu tokmaklamadığı konusunda.
Naaptınız lan siz? Hee.. Naptınız!
Güzel soruydu, güzel bir girişti, yaklaşık 6-7 dakika aralıksız sürecek olan sahnenin perdeyi açan cümlesiydi.
Bir neyse daha, başlığa ve filme kilitlenmeyin. Asıl hedefim, amaçsızlıktan ve yazacak bir şey bulamamaktan kaynaklı bir kaç satır bir şeyler döktürmek ve gene kendime hakaret edip, salaklığımla dalga geçmek. Biliniz. Ona göre eğri oturunuz. Doğru konuşmadan önce kendinize başlıktaki soruyu sorunuz. İkinci tekil şahıs tadında olsun ama. Tuzu, biberi ve kimyonu da eksik etmeyin.
Bu yazı da burada biter ve ben vurur kafayı yatarım.
Thanks for visiting
Çarşamba, Kasım 25, 2009
Cuma, Ekim 30, 2009
Sen de yak yak yak!
Ajda Pekkan zamanında söylemiş bizler ise Mor ve Ötesi'nden dinleyip aşina olduk. Şarkı güzel hoş da, bir de her dinleyişte eski anıları depreştirip insanı bunalıma sokmasa daha güzel olacak. Buradaki durum tabii ki şahsi ve karakteri analiz sonucu. Hah! dediğinizi duyar gibiyim. Yanlış yazmıyorum, bir anda Sezen abladan her şeyi yak da bünyede aynı hasarlara yol açınca iki şarkıyı bir kümede toplamak boynumun borcu oldu.
Durumun özeti şudur, bu yazıdan alacağınız tek ders, dersi hayatın verdiğidir.
Son olarak da şarkılardan yola çıkmışken Pinhani'den Herkes Aynı Hayatta adlı şarkıyı siz okuyuculara armağan etmemek olmaz. Bunalıma girmeyin, kendinizi yenilemekten ve değişmekten korkmayın. Eskiler mazide kalır gibi klişe laflar da etmeyeceğim. Çünkü öyle değildir, olmaz da. Kim demişse halt etmiş.
Pişmanlıkların faydası olmaz, tek artısı sizi yaptıklarınızla yeniden yüzleştirmektir. Hayatla ve kendinizle yüzleşmekten korkmayın. Burada blog'umuza günlük muamelesi yaparken de yeri geliyor saçmalıyoruz, lakin siz sevdiğinizi kimseden saklamayın.
Yukarıda yazılanlar bir kaç cart curt ve zart zurttan ibarettir. ((bkz: yalan söylüyorsun)
Alttakiler ise benim denyo gerçeklerim.
Salı günü bir aciliyet bir hevesle akşamki dersten çıkıp yurdun yolunu tuttum Sıhhıye'den Dikimevi'ne yürüyerek. Ve dedimki ulan siktir et çarşambayı, sen bu geceden bas git İstanbul'a. Canına yandığımın şehrine. Öyle de yaptım. İyi de yaptım. İstanbul, kendini özleten şehirdir, her ne kadar içinde yaşadıkça sokayım şapayım ulan böyle şehre desek de, İstanbul bizim canımız ciğerimiz.
Duman'dan geliyor, Istanbul (konserden)
Durumun özeti şudur, bu yazıdan alacağınız tek ders, dersi hayatın verdiğidir.
Son olarak da şarkılardan yola çıkmışken Pinhani'den Herkes Aynı Hayatta adlı şarkıyı siz okuyuculara armağan etmemek olmaz. Bunalıma girmeyin, kendinizi yenilemekten ve değişmekten korkmayın. Eskiler mazide kalır gibi klişe laflar da etmeyeceğim. Çünkü öyle değildir, olmaz da. Kim demişse halt etmiş.
Pişmanlıkların faydası olmaz, tek artısı sizi yaptıklarınızla yeniden yüzleştirmektir. Hayatla ve kendinizle yüzleşmekten korkmayın. Burada blog'umuza günlük muamelesi yaparken de yeri geliyor saçmalıyoruz, lakin siz sevdiğinizi kimseden saklamayın.
Yukarıda yazılanlar bir kaç cart curt ve zart zurttan ibarettir. ((bkz: yalan söylüyorsun)
Alttakiler ise benim denyo gerçeklerim.
Salı günü bir aciliyet bir hevesle akşamki dersten çıkıp yurdun yolunu tuttum Sıhhıye'den Dikimevi'ne yürüyerek. Ve dedimki ulan siktir et çarşambayı, sen bu geceden bas git İstanbul'a. Canına yandığımın şehrine. Öyle de yaptım. İyi de yaptım. İstanbul, kendini özleten şehirdir, her ne kadar içinde yaşadıkça sokayım şapayım ulan böyle şehre desek de, İstanbul bizim canımız ciğerimiz.
Duman'dan geliyor, Istanbul (konserden)
Cuma, Ağustos 07, 2009
Salı, Temmuz 07, 2009
Şimdilerde Kayıp Olmak
Bugün, daha doğrusu dün yani, -ulan bu arada sabah olmuş, neyse- iş çıkışı Okmeydanı'na gidecektim. Şişli Adliyesi yakınlarında bir sokak girişinde kafeye girdim. Pasajın içine doğru uzanan bir kafe. Aslında ünlü bir baklavacı diyelim biz buna. Telefonlaştık, baktım arkadaşımın işi uzun sürecek dedim en iyisi bir iki bardak çay içeyim bir de yanında tatlı yiyeyim.
Geçtim oturdum genişçene bir masaya, müşteri olarak sadece ben varım. İçeride dükkan işletmecisi ve aynı pasaj içinde esnaf olan 2 kişi daha var. Bunlar muhabbete önceden başlamış, ben yetişdiğim kadarıyla ve dinlendiklerimle 'iyi ki gelmişim be' dedim. Konu evlilik, çapkınlık, geçim derdi vs .. Yurdum esnafı zaten çeşit çeşit. İçlerinden biri anahtarcı, lakin o konuşurken ve küfürlü ağzıyla anlattıklarını bir masal gibi etrafındakilere dinletirken öyle kendinden geçiyorki sormayın.
Ben pür dikkat dinliyorum o ara anahtarcı abimizi, bu abimiz güzel bir alkolik, günde 3 paket sigara içen bir adam, zamanın iyi para kazanmış, hatunlarla yemiş, karısını aldatmış yani. Gününü gün etmiş, metresine ev bile tutmuş. O ara şöyle bir cümle de sarfetti '' Amına koyim zaten aklımız başımızda olsa, voleyi vurduğumuzda insan olsaydım şimdi plaza sahibiydim, geçmiştim köşeme oturmuştum' velhasıl abi anlatıyor. Belli ki hızlı yaşamış, yaşı da genç gerçi, 40 falan gösteriyor. O ara benim de onu dikkatle dinlediğimi farkedince ara ara bana bakıp 'öyle değil mi abiii' diye onaylatıyor kendini.
Muhabbet uzadı abi örnekler veriyor aldatmak ve çapkınlıkla alakalı, örnek şu; ''baba şimdi ne biliyor musun, kadın dediğin afedersin taşaklarını tuttumuydu anlar senin biriyle sikişip sikişmediğini, kadın dediğin eş dediğin öyle olur. Ben çapkınlığa giderken, hatuna maça gidiyorum diyordum, sonra üzerimdeki hatun kokusu geçsin diye, arabanın camlarını kapatıp içeride 2 paket sigara bitiriyordum ki, sigara kokusu üstüme sinsin de yakalanmayalım hesabı.. Ama tövbe ettim, kuran çarpsın. 4 yıl oldu Sultanahmet'e gittim tövbe ettim.''
İyi etmişsin dedim içimden. Sonra bir müşteri geldi anahtarcı abi çıktı gitti. Ben bu abinin bu anlattıklarını dinleyip, o kendi dükkanına geçtiğinde diğer esnafa sorup öğrendim mesleğini. Hani sormasam, sittin sene aklıma gelmezdi bu vatandaşın anahtarcı olacağı.
Düşünüyorum, bir anahtarcı ve anlattıkları, gerçeklik payı %90. Adamı siksen bu denli sallayamaz, zaten oradaki diğer iki esnaf da onu yıllardır tanıyorlar, aynı yollardan geçmişler. Eleman doğru anlatıyor. Tasdikli.
Şimdi gelelim ben ne demek istiyorum. Ben haybeye çalışıyorum diyorum bu olayı bugün yaşadıktan sonra. Be amına kodumun dünyasında artık çok çalışsan da eline bir şeyler geçmiyor ki, isterdim şimdi bir anahtarcı olayım aralıksız kapı açayım falan filan .. Şaka bir yana, insanlar zamanında kazanıyormuş, meslek ayırt etmeksizin. Lakin artık günümüzde eskisi gibi olmuyor, insan ''tak etti artık'' diyor kendi kendine. Şimdilerde kayıp olmak orada geliyor. Zamanında yaşadıysanız tabi.
Konu dağıldı, bir şey de anlatmak istemedim gerçi, Giriş gelişme sonuç arasına virgül de koymadım. Yani yazı fena değil belki ama koy götüne gitsin işte. Seviyorum ben halkımı. Esnaf olmak istiyorum. Bitti.
Geçtim oturdum genişçene bir masaya, müşteri olarak sadece ben varım. İçeride dükkan işletmecisi ve aynı pasaj içinde esnaf olan 2 kişi daha var. Bunlar muhabbete önceden başlamış, ben yetişdiğim kadarıyla ve dinlendiklerimle 'iyi ki gelmişim be' dedim. Konu evlilik, çapkınlık, geçim derdi vs .. Yurdum esnafı zaten çeşit çeşit. İçlerinden biri anahtarcı, lakin o konuşurken ve küfürlü ağzıyla anlattıklarını bir masal gibi etrafındakilere dinletirken öyle kendinden geçiyorki sormayın.
Ben pür dikkat dinliyorum o ara anahtarcı abimizi, bu abimiz güzel bir alkolik, günde 3 paket sigara içen bir adam, zamanın iyi para kazanmış, hatunlarla yemiş, karısını aldatmış yani. Gününü gün etmiş, metresine ev bile tutmuş. O ara şöyle bir cümle de sarfetti '' Amına koyim zaten aklımız başımızda olsa, voleyi vurduğumuzda insan olsaydım şimdi plaza sahibiydim, geçmiştim köşeme oturmuştum' velhasıl abi anlatıyor. Belli ki hızlı yaşamış, yaşı da genç gerçi, 40 falan gösteriyor. O ara benim de onu dikkatle dinlediğimi farkedince ara ara bana bakıp 'öyle değil mi abiii' diye onaylatıyor kendini.
Muhabbet uzadı abi örnekler veriyor aldatmak ve çapkınlıkla alakalı, örnek şu; ''baba şimdi ne biliyor musun, kadın dediğin afedersin taşaklarını tuttumuydu anlar senin biriyle sikişip sikişmediğini, kadın dediğin eş dediğin öyle olur. Ben çapkınlığa giderken, hatuna maça gidiyorum diyordum, sonra üzerimdeki hatun kokusu geçsin diye, arabanın camlarını kapatıp içeride 2 paket sigara bitiriyordum ki, sigara kokusu üstüme sinsin de yakalanmayalım hesabı.. Ama tövbe ettim, kuran çarpsın. 4 yıl oldu Sultanahmet'e gittim tövbe ettim.''
İyi etmişsin dedim içimden. Sonra bir müşteri geldi anahtarcı abi çıktı gitti. Ben bu abinin bu anlattıklarını dinleyip, o kendi dükkanına geçtiğinde diğer esnafa sorup öğrendim mesleğini. Hani sormasam, sittin sene aklıma gelmezdi bu vatandaşın anahtarcı olacağı.
Düşünüyorum, bir anahtarcı ve anlattıkları, gerçeklik payı %90. Adamı siksen bu denli sallayamaz, zaten oradaki diğer iki esnaf da onu yıllardır tanıyorlar, aynı yollardan geçmişler. Eleman doğru anlatıyor. Tasdikli.
Şimdi gelelim ben ne demek istiyorum. Ben haybeye çalışıyorum diyorum bu olayı bugün yaşadıktan sonra. Be amına kodumun dünyasında artık çok çalışsan da eline bir şeyler geçmiyor ki, isterdim şimdi bir anahtarcı olayım aralıksız kapı açayım falan filan .. Şaka bir yana, insanlar zamanında kazanıyormuş, meslek ayırt etmeksizin. Lakin artık günümüzde eskisi gibi olmuyor, insan ''tak etti artık'' diyor kendi kendine. Şimdilerde kayıp olmak orada geliyor. Zamanında yaşadıysanız tabi.
Konu dağıldı, bir şey de anlatmak istemedim gerçi, Giriş gelişme sonuç arasına virgül de koymadım. Yani yazı fena değil belki ama koy götüne gitsin işte. Seviyorum ben halkımı. Esnaf olmak istiyorum. Bitti.
Etiketler:
amına koymak,
anı,
doldur boşalt günlüğü,
gülünç,
şişli
Perşembe, Haziran 25, 2009
Olmalı mı? Olmamalı mı?
Kafamı siken kovboy değil de kafamın içinde sikişen filler beni yormakta son zamanlarda. Ard arda abidik gubidik şeyler ve sonrasında gelişen rutin anafarta muhabbetleri iyice insanı sıkmakta, özellikle de bu sıcak, bu yakıcı yaz günlerinde.
Ha bu arada çok çok çok yeni yeni yeni şeyler de yaptım. Sildim, süpürdüm, temizledim, ilaçladım aman da aman amına koydum yani. Çok küfür etmeye başladım. Eskiden olağan hızıyla içimde saatte ortalama 180 ile giden küfür şimdilerde Istanbul Park'a hazır konuma gelmiş durumda.
Doğum günümü kutladım, kutladı, kutladılar, kutladık. Sevindim, yeni hediyeler aldım, sevindim. İyi dilekler aldım, sevindim. Önemsendiğimi gördüm, sevindim. Onu da gördüm, ona da sevindim.
Kahve falıma da baktırdım. Bokunu çıkarttım yani.
Yani olay şu ki, insan yoruldukça ve sıkıldıkça bir şeylere dönüş yolu arar, eskilerde bir şeyler bulur kendisine dair. Lakin olmadık hareketlerdir bunlar ve yapılmaması gerekir. Olan olmuş biten bitmişdir. İnsanoğlu eskilerden kendisine yeni kazanımlar katacak kadar zekidir evet. Ama bence o derece salak da olabilir. Ortayı bulmak zordur böyle durumlarda, tek örnek ve şanslı kişi sanırım Tayyip Erdoğandır. Evet sonu güzel bağladım ve siyasete kadar bulaştırdım, kendimden utanıyorum ama verdiğim örneğin de arkasındayım.
Doğum günün kutlu olsun jose.
Ha bu arada çok çok çok yeni yeni yeni şeyler de yaptım. Sildim, süpürdüm, temizledim, ilaçladım aman da aman amına koydum yani. Çok küfür etmeye başladım. Eskiden olağan hızıyla içimde saatte ortalama 180 ile giden küfür şimdilerde Istanbul Park'a hazır konuma gelmiş durumda.
Doğum günümü kutladım, kutladı, kutladılar, kutladık. Sevindim, yeni hediyeler aldım, sevindim. İyi dilekler aldım, sevindim. Önemsendiğimi gördüm, sevindim. Onu da gördüm, ona da sevindim.
Kahve falıma da baktırdım. Bokunu çıkarttım yani.
Yani olay şu ki, insan yoruldukça ve sıkıldıkça bir şeylere dönüş yolu arar, eskilerde bir şeyler bulur kendisine dair. Lakin olmadık hareketlerdir bunlar ve yapılmaması gerekir. Olan olmuş biten bitmişdir. İnsanoğlu eskilerden kendisine yeni kazanımlar katacak kadar zekidir evet. Ama bence o derece salak da olabilir. Ortayı bulmak zordur böyle durumlarda, tek örnek ve şanslı kişi sanırım Tayyip Erdoğandır. Evet sonu güzel bağladım ve siyasete kadar bulaştırdım, kendimden utanıyorum ama verdiğim örneğin de arkasındayım.
Doğum günün kutlu olsun jose.
Pazar, Mayıs 17, 2009
Düşünme!!
En yakın arkadaşınızın babasının ölüm haberini onunla beraber almak nasıldır bilir misiniz, hem de bunu doktor suratınıza karşı söylerse. O an sadece o, siz, bir de doktor vardır.
'' Maalesef '' diye başlar doktorun kuracağı kısa cümle. '' ... kaybettik '' diye de biter. Gözlerden yaşlar hani sel olur da akar ya, işte dibine kadar yaşarsınız bunu. Teselli edecek durumda olamazsınız, bir an kendinizi koyarsınız en yakın arkadaşınızın yerine. Çok kısa sürede çok şeyler düşünürsünüz. An'lar arası hızlı ve kısa geçişler yaparsınız. Kötüdür.
O ana gelene kadar zaten bir kaç gününüzü hastanede harcamış, olmamasını istediğiniz o olayın kötü psikolojisini içten içe hissetmiş, gözünüzde canlandırmış olursunuz. Kötüdür.
Hayat güzeldir, güzelliklerle yaşamalıyım dersiniz içinizden. Bu mümkün değildir, olabildiğince pozitif olabilirsiniz, taa ki nereye kadar sorusunu kendinize sorana, hayatla yeniden yüzleşene dek.
Gerçekler acıdır, şarkılar gibidir hayat, onu da biz yaşarız. İyisi ve kötüsüyle, lakin böyle zamanlarda, kötüdür...
Ağlamaktan çekinmeyin, gidenlerin ardından yapılması gereken tek şeydir bu.
'' Maalesef '' diye başlar doktorun kuracağı kısa cümle. '' ... kaybettik '' diye de biter. Gözlerden yaşlar hani sel olur da akar ya, işte dibine kadar yaşarsınız bunu. Teselli edecek durumda olamazsınız, bir an kendinizi koyarsınız en yakın arkadaşınızın yerine. Çok kısa sürede çok şeyler düşünürsünüz. An'lar arası hızlı ve kısa geçişler yaparsınız. Kötüdür.
O ana gelene kadar zaten bir kaç gününüzü hastanede harcamış, olmamasını istediğiniz o olayın kötü psikolojisini içten içe hissetmiş, gözünüzde canlandırmış olursunuz. Kötüdür.
Hayat güzeldir, güzelliklerle yaşamalıyım dersiniz içinizden. Bu mümkün değildir, olabildiğince pozitif olabilirsiniz, taa ki nereye kadar sorusunu kendinize sorana, hayatla yeniden yüzleşene dek.
Gerçekler acıdır, şarkılar gibidir hayat, onu da biz yaşarız. İyisi ve kötüsüyle, lakin böyle zamanlarda, kötüdür...
Ağlamaktan çekinmeyin, gidenlerin ardından yapılması gereken tek şeydir bu.
Etiketler:
düşünmek,
gidenlerin ardından,
hayat güzeldir,
ölüm
Perşembe, Mart 05, 2009
Piyango
Yağmurlu bir gün, Mecidiyeköy karakol istikametine doğru karşı yoldan, simit sarayları ve bankaların sıralandığı caddede yürüyorum, üç beş saniye sonra ışıklardayım yani. Enteresan, müzikçalarım yanımda değil, etrafa aylak aylak bakınıyorum o vakit, yürürken bile boşluk hissediyorum kendimde. Ardından gözüm Milli Piyangocu gence çarpıyor; esmer, kısa saçlı, kafasında milli piyango logolu şapkası, üzerinde yağmurluk, iki elini birbiriyle avuşturarak söylüyor önümden yürüyen iki kıza ve arkalarından da güzel bir tebessüm atıyor, yok yok, sırıtıyor sırıtıyor:
''Evet bayanlar size de çıkabilir, ikinize birden''
Birden gülme alıyor beni, o an ilk defa müzikçalarımı yanıma almadığım için üzülmüyor ve sıkılmıyorum, iyi ki diyorum. İyi ki almamışım da bu cümleyi duymuşum. Kentin caddelerinde yürürken aslında bir çok böyle enstantaneye istemeden de olsa, yürürken veyahut beklerken kulak kabartabilir, belki de o gün için eriyen gülme stoğunuzu doldurabilirsiniz. Ben hala gülüyorum, hatta ne zaman bir milli piyangocu görsem, gözlerine bakarak tebessüm bile ediyorum.
Bu olayı yaşayalı bayağı oluyor, yazmamın sebebi ise sadece unutkanlığımdan. Saçma.
Kafanıza sıçan kuşu bile bir alamet olarak algılıyorsanız, kırdığınız bardağı keza, önünden geçtiğiniz kara kediyi hatta, evin kapısından çıkarken sol ayakla mı çıktım diye de düşünüyor, aldığınız sakızdan çıkan fala da inanıyorsanız, gaipten de olsa onun sizi duyacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü; saçma.
''Evet bayanlar size de çıkabilir, ikinize birden''
Birden gülme alıyor beni, o an ilk defa müzikçalarımı yanıma almadığım için üzülmüyor ve sıkılmıyorum, iyi ki diyorum. İyi ki almamışım da bu cümleyi duymuşum. Kentin caddelerinde yürürken aslında bir çok böyle enstantaneye istemeden de olsa, yürürken veyahut beklerken kulak kabartabilir, belki de o gün için eriyen gülme stoğunuzu doldurabilirsiniz. Ben hala gülüyorum, hatta ne zaman bir milli piyangocu görsem, gözlerine bakarak tebessüm bile ediyorum.
Bu olayı yaşayalı bayağı oluyor, yazmamın sebebi ise sadece unutkanlığımdan. Saçma.
Kafanıza sıçan kuşu bile bir alamet olarak algılıyorsanız, kırdığınız bardağı keza, önünden geçtiğiniz kara kediyi hatta, evin kapısından çıkarken sol ayakla mı çıktım diye de düşünüyor, aldığınız sakızdan çıkan fala da inanıyorsanız, gaipten de olsa onun sizi duyacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü; saçma.
Etiketler:
anı,
doldur boşalt günlüğü,
milli piyango
Salı, Şubat 24, 2009
Sıyrılıp Gelen
Her dinleyişimde ruhumu rahatlatan türkü, bir Ahmet Telli şiiri. Şu soğuk İstanbul günlerinde hele de devamlı yollardaysanız ve toplu taşıma araçlarına bağımlı, kulağınızdan hiç eksik etmemeniz gereken bir türküdür de. Yaya olarak seyir halindeyken de dinlenilmelidir, bir de sigara yakılmalıdır, yürürken etrafa japon balığı gibi bakılmalıdır. Tavsiye ediyorum.
Etiketler:
günlük,
japon balığı,
sıyrılıp gelen
Perşembe, Şubat 05, 2009
İki bin dokuz
Hayat rakamlardan ibaret aslında, sevincin ya da üzüntünün bile bir matematiksel değeri olduğunu düşünmeye başladım. Hücre sayılarının milyonlarla ifade edildiği ve bu bilgiye bir tık ile ulaşabildiğimiz bir çağdayız. Birbirimizle internet üzerinde iletişim kurarken bile aslında numaralar üzerinden yol alıyoruz, numaralar da olmasa sanal alem hayatına son vermek zorunda kalacak çok kişi var.
Yıl artık 2009,
Yanılgılarımdan sıkıldım, hatalarımdan duyduğum pişmanlığın arttığını farkediyorum artık; her gün, her saat, her dakika bile diyebilirim. Geri dönüşlerin çaresinin olmadığını da tabiki. Üzüntülerin hayatın atar damarı olduğunu bile düşünmeye başladım. Yeni yıla umutlar sığdırılmalı, en önemlisi de sağlık olmalı, sağlıklı bir yıl olmalı, insanoğlu sağlık olmadan bi bok olamayacağını anlamalı.
Burçlar üzerine yalancı yalancı filminin yeni serisi çekilmeli, kahve falı ise kesinlikle yasaklanmalı, 3 vakte kadar cümlesi türk dil kurumunca küfür sayılmalı. Ucuz hikaye kahramanları da mutlu olmalı. Hep sonradan da olsa, kabul ettikleri hatalarının bedellerini ağır ödememeli, hayallere sığmayan mutluluklar artık gerçekleşmeli. Şehirler arası ilişkiler msn konuşmalarındaki her ileti kadar hızlı olmalı. Ayrılıklar bir tık kadar uzak olmalı.
Yeni yıl biraz saçmalamalı. Benim gibileri sevince boğmalı.
-lı, -li, takılarını kullanmak sunnet sayılmalı.
Uzattığım kırmızı renkli saçıma artık bir kuş sıçmalı. Gün ortamalasının üzerinde olan sarfettiğim küfür sayısı azalmalı. Hayat bana ayak uydurmalı. Geri dönüşlerin affı olmalı.
Yeni yıl biraz saçmalamalı. Benim gibileri sevince boğmalı ..
Lakin yeni yıl benim kadar da olmamalı ...
--Geri dönüşüm kutusu--
Yıl artık 2009,
Yanılgılarımdan sıkıldım, hatalarımdan duyduğum pişmanlığın arttığını farkediyorum artık; her gün, her saat, her dakika bile diyebilirim. Geri dönüşlerin çaresinin olmadığını da tabiki. Üzüntülerin hayatın atar damarı olduğunu bile düşünmeye başladım. Yeni yıla umutlar sığdırılmalı, en önemlisi de sağlık olmalı, sağlıklı bir yıl olmalı, insanoğlu sağlık olmadan bi bok olamayacağını anlamalı.
Burçlar üzerine yalancı yalancı filminin yeni serisi çekilmeli, kahve falı ise kesinlikle yasaklanmalı, 3 vakte kadar cümlesi türk dil kurumunca küfür sayılmalı. Ucuz hikaye kahramanları da mutlu olmalı. Hep sonradan da olsa, kabul ettikleri hatalarının bedellerini ağır ödememeli, hayallere sığmayan mutluluklar artık gerçekleşmeli. Şehirler arası ilişkiler msn konuşmalarındaki her ileti kadar hızlı olmalı. Ayrılıklar bir tık kadar uzak olmalı.
Yeni yıl biraz saçmalamalı. Benim gibileri sevince boğmalı.
-lı, -li, takılarını kullanmak sunnet sayılmalı.
Uzattığım kırmızı renkli saçıma artık bir kuş sıçmalı. Gün ortamalasının üzerinde olan sarfettiğim küfür sayısı azalmalı. Hayat bana ayak uydurmalı. Geri dönüşlerin affı olmalı.
Yeni yıl biraz saçmalamalı. Benim gibileri sevince boğmalı ..
Lakin yeni yıl benim kadar da olmamalı ...
--Geri dönüşüm kutusu--
Etiketler:
2009,
2010,
ümit etmek beklemek,
yanılgılar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)