Thanks for visiting

Pazartesi, Haziran 23, 2008

23

Micheal Jordan'ın efsane forma numarası evet, bu yıl yeni kimliğe bürünüp forma numarasını değiştiren Kobe Bryant'ın da bir numara eksiği. Aynı zamanda çift haneli, 12 ayda varolan gün, kimilerinin evlilik yıldönümü, kimilerinin ayrılık, kimilerinin doğum tarihi; benim için olduğu gibi.

23 Haziran'da 23 olmak, düşeş mi acaba diye sorması insanın kendisine. Yoksa çoğu insanın başına gelebileceği gibi, olduğu haliyle normal karşılamak mı.! 'Hayır!' diyesim geliyor ya, neyse. Boku bokuna gene saçma sapan uzatmak istemiyorum.


Yumurtalardan bahsetmiştim, kuş yumurtasından...Hani, tadı nasıl hiç bilmem demiştim, elime geçti iki tanesi ve kısa bir süre sonra akıbetleri belli olacak. Büyük ihtimalle kırılmış olacaklar ve tadı nasıl bilmiyor olacağım gene. Önsezi falan da değil bu, gerçeğin dışa vurumu bünyede.

İnsanı ümitler ayakta tutar derler mesela, peki bir insanda varolan ümitleri ortaya çıkaracak şey nedir ya da hiç yok ise, ne yapacaktır o insan?, götünün üstüne oturup kara kara düşünecek midir, belki de biraz önemsenmek isteyecektir. Önemsenmek de bir ümit, bir bekleyişdir. Sigarada yitirilen her nefes, her çekilen duman ve düşen külün yeniden canlanma ihtimali, pencerede yol gözler, 90+ da gol bekler gibi ..

Öss ve Yds sınavlarını atlattım, psikolojik olarak. 5 yıl boyunca eğitimden öğretimden uzak, kendi çabası ile bir insan ne yapabilecekse onu yapmaya çalıştım. Tatmin olmak gibi bir arzum yok, olmadı da zaten, dedim ya; ümit, önemsenmek ...

Bugün 23'de 23 olan günüm. İlginç bir tesadüfüm benim, Dante'ye bir adım daha yaklaştığım gün.

23-06-08 no'lu
Geri Dönüşüm Kutusu

Pazartesi, Haziran 16, 2008

Günlük

Kaleme alıp dolduruyoruz işte sayfaları, olan bitenleri, hayal ettiklerimizi ve de ileriki günlere dair gerçekçi beklentilerimizi. Bir heves işte alıp götürüyor bizi, geçmişe dönmeyi çok seviyoruz ya insanoğlu olarak, belki de sevmiyoruz ama işin ucunda duygusal yoğunluk olunca dönüp bakasımız geliyor doldurduğumuz sayfalara. Ne yapmışız, ne etmişiz, ne ummuşuz da şimdilerde ne bulmuşuz, otmuy muşuz yoksa bok mu gibi vs diye uzatıyoruz içimizden. Belki zaman zaman ağlamaklı oluyoruz belki de gülüp geçiyoruz o satırları okudukça. . .

Fena da değil hani ama o kadar iyi de değil. Ben bir süredir bunu yoğuruyordum kafamda, 2004 yılından beri günlük tutuyorum, dönüp bakıyorum yazıp çizdiklerime, not düştüğüm şiirlere, sayfalarda kendine yer etmiş günlükçe önemli kişilere, bazen çok çocukmuşum diyorum bazen de çok salak. Akıllı göründüğüm yer yok kadar az. Bir sebebi olması lazım diyorum bu sayfaların, yazdıklarımın, benliğime yer etmiş her şeyin ama tek sebebi yıllar sonra açıp tekdüze okumak ve 'bakayım ne yazmışım' mantığıyla değil. Zorunlu kılan başka şeyler olmalı, hayatımızdan çıkarılamayacak bir parça gibi önemsemek mesela. Toprakdan geliyor gerçi, temiz hava kaynağı ağaçlardan, bir nevi tek başına özgürlük, dallanıp budaklanmak, yıllara yayılmak gibi. .

Düşündükçe sapıtmaya doğru yol aldığımı düşünüyorum bu yüzden, boktan ve umursanmaması gereken bir şey olduğu halde, neden hala kafa yoruyorum ki diyorum kendime. Sonra tekrar düşünüyorum, aklıma enteresan bir açıklaması geliyor bu sebebin, tek başına yeterli gibi de duruyor hani. 'Günlük değil o, geri dönüşüm kutusu'.

Götümden uydurduğum ama kulağa hoş gelen bu tanımlama ile kendimi biraz rahatlatıyorum. En azından bir kalıba sokuyorum bir şeyleri artık.

Hayat! diyorum, seni her koşulda yaşarım.

Bugünün parçası Ezginin Günlüğü'nden geliyor, Gemi

Perşembe, Haziran 12, 2008

Kimyevi Hareketlenmeler

Şimdilerde, hidatik kistler ve lezyonlar ile münasebet içerisindeyim. Aslında lezyon da bildiğimiz kist hidatiği de, yerine göre anlamca farklılık gösterdiği için, ayrıcı özellikleri belirtmek zorunda kalıyorum.Vücudumda güzel bir yerdeler, cerrahi müdahale de fayda etmedi, bırakmıyorlar peşimi.

Önceleri boyları uzun ve kilolulardı, 15cm uzunluğunda ve genişcene böyle!. İçleri yeşil mi yeşil bir sıvı ile dolu, dışı ise bildiğimiz işkembe, gerçekten görünüşleri aynen öyle. Neyse, boydan falan girdik konuya oradan devam edelim, şimdilerde ise biraz daha kısalar, 13cm kadar. Evet, komik ve bir o kadar da düşündürücü. İnsanı kendileri ile yalnızlığa çekiyor bu meretler; alkol yasak, koşmak, didişmek, ağır kaldırmak, ani hareket hatta futbol daha da kötüsü göğüs ile topu indirmek bile. Malum, patlama, kana bulaşma, vücuda yayılma riski olunca insan bir düşünüyor önce, ağırdan alıyor hayatı. 'Siktirtme kaptanını' diyesim geliyor ya, neyse diyorum gene.

Konuyu jet hızıyla değiştirip, yazıya eğitim ve öğretimden devam ediyorum. Şimdi önümde iki adet sınav var, böyle kuş yumurtası gibi. Ben daha önce hiç kuş yumurtası yemedim, tadı nasıl bilmem, yumurtaları yemeden zevkine kırabilirim de; lakin merak ve tat hevesi ile kıvamında yiyebilirim de. İpler benim elimde gözükse de, 'yavaş' geliniz uyarısı var. Önümüzde kısa bir süre kaldı, hep birlikte göreceğiz bu yumurtaların akıbetini.

Herkes için gelsin, Bush - The Chemicals Between Us
Uykusuz Liman'dan Sevgiler,