Ajda Pekkan zamanında söylemiş bizler ise Mor ve Ötesi'nden dinleyip aşina olduk. Şarkı güzel hoş da, bir de her dinleyişte eski anıları depreştirip insanı bunalıma sokmasa daha güzel olacak. Buradaki durum tabii ki şahsi ve karakteri analiz sonucu. Hah! dediğinizi duyar gibiyim. Yanlış yazmıyorum, bir anda Sezen abladan her şeyi yak da bünyede aynı hasarlara yol açınca iki şarkıyı bir kümede toplamak boynumun borcu oldu.
Durumun özeti şudur, bu yazıdan alacağınız tek ders, dersi hayatın verdiğidir.
Son olarak da şarkılardan yola çıkmışken Pinhani'den Herkes Aynı Hayatta adlı şarkıyı siz okuyuculara armağan etmemek olmaz. Bunalıma girmeyin, kendinizi yenilemekten ve değişmekten korkmayın. Eskiler mazide kalır gibi klişe laflar da etmeyeceğim. Çünkü öyle değildir, olmaz da. Kim demişse halt etmiş.
Pişmanlıkların faydası olmaz, tek artısı sizi yaptıklarınızla yeniden yüzleştirmektir. Hayatla ve kendinizle yüzleşmekten korkmayın. Burada blog'umuza günlük muamelesi yaparken de yeri geliyor saçmalıyoruz, lakin siz sevdiğinizi kimseden saklamayın.
Yukarıda yazılanlar bir kaç cart curt ve zart zurttan ibarettir. ((bkz: yalan söylüyorsun)
Alttakiler ise benim denyo gerçeklerim.
Salı günü bir aciliyet bir hevesle akşamki dersten çıkıp yurdun yolunu tuttum Sıhhıye'den Dikimevi'ne yürüyerek. Ve dedimki ulan siktir et çarşambayı, sen bu geceden bas git İstanbul'a. Canına yandığımın şehrine. Öyle de yaptım. İyi de yaptım. İstanbul, kendini özleten şehirdir, her ne kadar içinde yaşadıkça sokayım şapayım ulan böyle şehre desek de, İstanbul bizim canımız ciğerimiz.
Duman'dan geliyor, Istanbul (konserden)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder