Kaleme alıp dolduruyoruz işte sayfaları, olan bitenleri, hayal ettiklerimizi ve de ileriki günlere dair gerçekçi beklentilerimizi. Bir heves işte alıp götürüyor bizi, geçmişe dönmeyi çok seviyoruz ya insanoğlu olarak, belki de sevmiyoruz ama işin ucunda duygusal yoğunluk olunca dönüp bakasımız geliyor doldurduğumuz sayfalara. Ne yapmışız, ne etmişiz, ne ummuşuz da şimdilerde ne bulmuşuz, otmuy muşuz yoksa bok mu gibi vs diye uzatıyoruz içimizden. Belki zaman zaman ağlamaklı oluyoruz belki de gülüp geçiyoruz o satırları okudukça. . .
Fena da değil hani ama o kadar iyi de değil. Ben bir süredir bunu yoğuruyordum kafamda, 2004 yılından beri günlük tutuyorum, dönüp bakıyorum yazıp çizdiklerime, not düştüğüm şiirlere, sayfalarda kendine yer etmiş günlükçe önemli kişilere, bazen çok çocukmuşum diyorum bazen de çok salak. Akıllı göründüğüm yer yok kadar az. Bir sebebi olması lazım diyorum bu sayfaların, yazdıklarımın, benliğime yer etmiş her şeyin ama tek sebebi yıllar sonra açıp tekdüze okumak ve 'bakayım ne yazmışım' mantığıyla değil. Zorunlu kılan başka şeyler olmalı, hayatımızdan çıkarılamayacak bir parça gibi önemsemek mesela. Toprakdan geliyor gerçi, temiz hava kaynağı ağaçlardan, bir nevi tek başına özgürlük, dallanıp budaklanmak, yıllara yayılmak gibi. .
Düşündükçe sapıtmaya doğru yol aldığımı düşünüyorum bu yüzden, boktan ve umursanmaması gereken bir şey olduğu halde, neden hala kafa yoruyorum ki diyorum kendime. Sonra tekrar düşünüyorum, aklıma enteresan bir açıklaması geliyor bu sebebin, tek başına yeterli gibi de duruyor hani. 'Günlük değil o, geri dönüşüm kutusu'.
Götümden uydurduğum ama kulağa hoş gelen bu tanımlama ile kendimi biraz rahatlatıyorum. En azından bir kalıba sokuyorum bir şeyleri artık.
Hayat! diyorum, seni her koşulda yaşarım.
Bugünün parçası Ezginin Günlüğü'nden geliyor, Gemi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder