Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir iz,
Ve göz gözü görmez, bir sis değildik biz...
Lise yıllarında çok şahsına münhasır bir müzik öğretmenimiz vardı, sabahları bir kaşarlı tost ve bir bardak çayı derse başlarken tüketir, bir yandan da bizlere "size bu sene yabancı eserler öğreteceğim" derdi ve biz her müzik dersinin başında olduğu gibi yine eş zamanlı olarak bu sözlerin ardından öğretmenimizin direktifiyle "mamamamamamama" "mimimimimimi"ler ile seslerimizi açmaya başlardık. Sanırım yabancı eserleri söylemeye başlamak için bu şarttı hem de her hafta -her hafta yabancı bir eser öğrenemesek de-.
Şimdilerde o meşhur alıntıyı yapmaya çok yakın bir yaşa erişmiş, evli ve çocuklu bir adam olarak hala lise yıllarımı özlerim. Aksini iddia eden herkes ile bahse girerim ki, eğer bütün okul dönemlerini okuma şansına erişmiş kişilerle bir anket yapsalar, kesinlikle en özlenilen ve sevilen dönem lise yılları çıkacaktır. Geriye baktığımda ne kadar "naaptım lan ben" dediğim şey varsa hepsini o dönem ve hemen sonrasında yapmışım. Kanın kaynaması dedikleri bu olsa gerek.
Bahsettiğim dönemde yaptığım en güzel hareketlerden biri de aşık olup Ankara'ya gelmekti. Hala derinlerde izi, tatlı bir hüznü var. Anıları hala taze, heyecanlı ve çocuksu. Lakin güzel.
İnsan bir kere sever derler, yalan. Milyarlarcası arasında birine tutuklu kalmak kadar hayata ve kendine ihanet edebilecek kadar sığ olunmamalı.
Eskiden yani bundan bir 10 11 sene evvel bu blogu doldurmaya başladığımda çok küfür eder ve her yazıyı bir şiir mısrasıyla, bir şarkıyla kapatırdım. Artık küfür etmeyi yazı yazarken çok sevmiyorum, bizatihi gerçek zamanlı dilden çıkımı daha hoş, yazıda eski tadı kalmadı. O yüzden yine bir şarkı ile bitirelim; her ne kadar bu yazı gayet başlık ve konu bağlamından uzak ve bir deneme tarzına yakın bile durmasa da, maksat satırların çoğalması olsun.
Ahhh afedersiniz, bu kez şiir ya da şarkı ile bitirmedim, zira başladım...
- Jose
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder